ibo bey
12.12.2006, 07:36
Aşağılık kompleksi, millet olarak damarlarımıza kadar işlemiş.
Birileri bizi övünce, göklere uçuyoruz.
Yakamıza takılan yabancı madalyaları var ya... En çok da onlardan gurur duyuyoruz.
Soruyorum: Fransa, neden bir Türk'e madalya takar?
Cevap basit: Fransa'ya hizmet ettiği için...
Soru: AB en çok kimi sever?
Cevap: AB'ye en iyi hizmeti vereni...
TANZİMAT AYDINI
Madalya almayı en seven takımımız; aydınlarımızdır. Bunlar; kendilerini Fransız veya İngiliz gibi görmeye çalışan; milletinden utanan tiplerdir. Bu millet, koskoca Avrasya coğrafyasına egemen iken; onların bugün karşılarında eğildiği milletler; birer kabileden ibaret idiler.
Bizim Batıcı aydın, her şeyi bilir de kendi tarihini bilmez. Kendine benzeyenlerin gerilettiği bir milletin içinden çıkmayı talihsizlik sayar. 'Bu millet adam olmaz!' demekten başka bildiği de yoktur. Kurtarıcıyı da dışarıdan arar.
Tanzimat aydını dediğimiz, bu kendine güvenemeyen, üretemeyen-taklitçi- aydın, günümüzde de köşe başlarını tutmuştur. Bunların kurtarıcıları (Yeni Tanrıları) Batılı ülkelerdir.
Buradan aldıkları ödülle kendilerinin de seçkinleştiklerini; bu işe yaramaz saydıkları büyük milletin ötesine sıçradıklarını sanırlar.
Tanzimat döneminin paşalarına, yazarlarına, devlet yöneticilerine İngiltere'nnin, Fransa'nın hatta Rusya'nın taktığı madalyalar böyle etki yaratmıştır. Bu madalyalar, onları; bizim üyemiz olmaktan çıkarmıştır.
SON MADALYA
Bizim aydınlara takılan son madalya; Nobel Edebiyat Ödülü olmuştur. Bu madalya; Batı'ya hizmet etmeyen kimseye verilmemiştir. Ya da geçmişte; Sovyet sistemine karşı direnç oluşturabilecek tarafsız bölgeyi desteklemek üzere kimi yazarlar öne çıkartılmıştır.
Orhan Pamuk ise; Sovyet sistemine karşı tarafsız bölge oluşturma sürecinin sonucunda ortaya çıkan bir tiptir. O; Batı'ya en iyi entegre olmuş yazar olduğu için beğenilmiştir. Orhan Pamuk da bunu söylemekte; kendisini Batılı görmekte, öyle göstermek için olağanüstü biçimde çırpınmaktadır.
Fakat; Tanzimat aydını genleriyle şekillendiğinden, kompleksini bir türlü aşamamakta; madalya takılan çocuk gibi sevinmektedir.
İşte herkesin anlayacağı bu kompleksi, onu eninde sonunda çöken doğunun çöken doğu aydını sınıfına iteklemektedir. O; bugün göğsüne İngiliz Elçisi madalya taktığı için sevinen bir Tanzimat paşası durumundadır.
KRAL VE SOYTARILARI
Orhan Pamuk, hizmet üretti, Batı ona madalya taktı. Bu, gayet doğal...
Peki, ya Pamuk'un çevresinde uçuşan sineklere ne demeli?
Bunlara, 'Orhan, yapayalnız... Onun çevresinde dolaşın ki bu durumu anlaşılmasın!' emri mi verildi?
Yoksa bunlar; komşuda pişer bize de düşer cinsinden bir hava ile mi ta İsveç'e gittiler de günlerdir Pamuk'la yatıp Pamuk'la kalkıyorlar? Pamukçu köşe yazarlarının bu madalyanın manevi havasından nasiplenmeye çalışan müritler gibi davranması herhalde bundan...
İşin suyu çıkmış, orada. Stockholm'de, bizim holding köşecilerin kaldığı otelde, Pamuk orada iken; İsveçliler gidip Hasan Cemal'den imza istiyorlarmış.
Bunu dün Akşam Gazetesi'nde Oray Eğin yazdı...
Görüyorsunuz değil mi? İsveç'in seçkin halkı, o kültürlü ve soylu topluluk (!) kendi ülkelerinin ödülü olan Nobel ile ne kadar derin ilişkiler içindeler... Bu kültürlü halk; Orhan Pamuk'u ne hikmetse tanımıyor; büyük yazar Hasan Cemal'e koşturup ondan imza istiyorlarmış.
Hasan Cemal; yazdığı köşeden Avrupalılara yaptığı hizmet ile Nobel'i zaten hak ediyor ya... Ben yine de bu Nobel'in İsveç'te bile bizim kadar önemsenmediği gibi kuşkuya kapıldım. Öyle olmasa; bu okumuş halk Orhan'ı tanır; ona giderdi.
Ödülü, Tanzimat paşası Orhan Pamuk'a hayırlı olsun...
Rıza Zelyut
Birileri bizi övünce, göklere uçuyoruz.
Yakamıza takılan yabancı madalyaları var ya... En çok da onlardan gurur duyuyoruz.
Soruyorum: Fransa, neden bir Türk'e madalya takar?
Cevap basit: Fransa'ya hizmet ettiği için...
Soru: AB en çok kimi sever?
Cevap: AB'ye en iyi hizmeti vereni...
TANZİMAT AYDINI
Madalya almayı en seven takımımız; aydınlarımızdır. Bunlar; kendilerini Fransız veya İngiliz gibi görmeye çalışan; milletinden utanan tiplerdir. Bu millet, koskoca Avrasya coğrafyasına egemen iken; onların bugün karşılarında eğildiği milletler; birer kabileden ibaret idiler.
Bizim Batıcı aydın, her şeyi bilir de kendi tarihini bilmez. Kendine benzeyenlerin gerilettiği bir milletin içinden çıkmayı talihsizlik sayar. 'Bu millet adam olmaz!' demekten başka bildiği de yoktur. Kurtarıcıyı da dışarıdan arar.
Tanzimat aydını dediğimiz, bu kendine güvenemeyen, üretemeyen-taklitçi- aydın, günümüzde de köşe başlarını tutmuştur. Bunların kurtarıcıları (Yeni Tanrıları) Batılı ülkelerdir.
Buradan aldıkları ödülle kendilerinin de seçkinleştiklerini; bu işe yaramaz saydıkları büyük milletin ötesine sıçradıklarını sanırlar.
Tanzimat döneminin paşalarına, yazarlarına, devlet yöneticilerine İngiltere'nnin, Fransa'nın hatta Rusya'nın taktığı madalyalar böyle etki yaratmıştır. Bu madalyalar, onları; bizim üyemiz olmaktan çıkarmıştır.
SON MADALYA
Bizim aydınlara takılan son madalya; Nobel Edebiyat Ödülü olmuştur. Bu madalya; Batı'ya hizmet etmeyen kimseye verilmemiştir. Ya da geçmişte; Sovyet sistemine karşı direnç oluşturabilecek tarafsız bölgeyi desteklemek üzere kimi yazarlar öne çıkartılmıştır.
Orhan Pamuk ise; Sovyet sistemine karşı tarafsız bölge oluşturma sürecinin sonucunda ortaya çıkan bir tiptir. O; Batı'ya en iyi entegre olmuş yazar olduğu için beğenilmiştir. Orhan Pamuk da bunu söylemekte; kendisini Batılı görmekte, öyle göstermek için olağanüstü biçimde çırpınmaktadır.
Fakat; Tanzimat aydını genleriyle şekillendiğinden, kompleksini bir türlü aşamamakta; madalya takılan çocuk gibi sevinmektedir.
İşte herkesin anlayacağı bu kompleksi, onu eninde sonunda çöken doğunun çöken doğu aydını sınıfına iteklemektedir. O; bugün göğsüne İngiliz Elçisi madalya taktığı için sevinen bir Tanzimat paşası durumundadır.
KRAL VE SOYTARILARI
Orhan Pamuk, hizmet üretti, Batı ona madalya taktı. Bu, gayet doğal...
Peki, ya Pamuk'un çevresinde uçuşan sineklere ne demeli?
Bunlara, 'Orhan, yapayalnız... Onun çevresinde dolaşın ki bu durumu anlaşılmasın!' emri mi verildi?
Yoksa bunlar; komşuda pişer bize de düşer cinsinden bir hava ile mi ta İsveç'e gittiler de günlerdir Pamuk'la yatıp Pamuk'la kalkıyorlar? Pamukçu köşe yazarlarının bu madalyanın manevi havasından nasiplenmeye çalışan müritler gibi davranması herhalde bundan...
İşin suyu çıkmış, orada. Stockholm'de, bizim holding köşecilerin kaldığı otelde, Pamuk orada iken; İsveçliler gidip Hasan Cemal'den imza istiyorlarmış.
Bunu dün Akşam Gazetesi'nde Oray Eğin yazdı...
Görüyorsunuz değil mi? İsveç'in seçkin halkı, o kültürlü ve soylu topluluk (!) kendi ülkelerinin ödülü olan Nobel ile ne kadar derin ilişkiler içindeler... Bu kültürlü halk; Orhan Pamuk'u ne hikmetse tanımıyor; büyük yazar Hasan Cemal'e koşturup ondan imza istiyorlarmış.
Hasan Cemal; yazdığı köşeden Avrupalılara yaptığı hizmet ile Nobel'i zaten hak ediyor ya... Ben yine de bu Nobel'in İsveç'te bile bizim kadar önemsenmediği gibi kuşkuya kapıldım. Öyle olmasa; bu okumuş halk Orhan'ı tanır; ona giderdi.
Ödülü, Tanzimat paşası Orhan Pamuk'a hayırlı olsun...
Rıza Zelyut